30.11.2009

Kurban Bayramı ve Alacakaranlık

Herkesin geçmiş Kurban Bayramını kutluyorum.


Bir kaç gündür yazamadım, açıkcası buraya yazı yazmaktan daha çok iligimi çeken başka şeyler vardı. Daha doğrusu bir şey, Twilight Saga...
Perşembe günü başladığım kitapların ilk ikisini yani Alacakaranlık ve Yeni Ay'ı, dün gece saat 5 gibi bitirdim. Hesapladım, 2 kitabı toplamda 24 saatte bitirmişim. Bu gerçi kendimden beklediğim bir şeydi, yine de hızıma ben de şaşırmadım değil. 4 güne yararak okudum ama ailemin dersine çalış ikazları gecikmedi. Artık bir kere başlamış bulundum, sonuna gelmeden ara vermem çok zor. Belki son iki kitabı bu kadar hızlı okumam ama yine de sonuna gelmek için içim içimi yiyiyor. Sayfaları çevirirken hep bir sonraki sayfayı düşünüyorum.
Filmeleri yeni izlemiş ve konuya fazla aşina olduğum için kitapların tam zevkine varamadım. Tutulma ve Şafak Vakti'den daha fazla zevk alacağımı tahmin ediyorum. Konun nereye gideceğini bilmeden okumak kitabı benim için daha cazip kılıyor. Perde de öğrenmektense, kitaptan bilerek izlemeyi tercih ediyorum.

İlk iki kitabı okumama aslında gerek bile yokmuş. Film bütün önemli deytayları vurguluyor. Tabi Edward ve Bella'nın diyalogları daha ayrıntılı ama yine de zorunlu olduğunu düşünmüyorum. Okumaya üçüncü kitapdan başlayabilirsiniz.

Bu aralar gündemimde Twilight olduğu için sadece bundan bahsediyorum.  Eğer sıkılanlar oldu ise mazur görün. Serinin beni bu kadar bağlayabileceğini tahmin bile etmemiştim.

Herkese sevgiler.

25.11.2009

Yorumlar..

Öncelikle yazılarımı okuyan herkese çok teşekkür ediyorum. 
Şu zamana kadar, sayfamda yorum gönderme özelliğini açamamıştım. Bir kaç teknik ayrıntıyı düzeltince sorun çözüldü. Artık yorumlarınız görünür ve okunur halde. Denemek ve örnek olması için bu yazıya yorum yazıyorum. Alttaki yorum kısmına tıklayıp görebilirsiniz.
Hala sorun yaşayan olursa bana ulaşabilir.


Yorumlarınızı bekliyorum.

24.11.2009

Twilight Saga

Aşık vampirimizi Stephenie'nin kaleminden tanıyacağım.



Bugün özel bir gün çünkü yeni kitaplarıma kavuştum. Alacakaranlığın ilk iki kitabını almış ve okumaya başlamış bulunuyorum. En kötü ihtimal ile bir daha ki haftasonuna Alacakaranlığı yani serinin ilk kitabını bitirmiş olurum. Ben bitirince, kitap el değiştirip ablama geçecek sonra da kitaplığımda ki yerini alacak.


Bu seferlik kısa tutuyorum çünkü yatmadan biraz daha okumak istiyorum. Malum başlayınca, insan bırakmak istemiyor.


Herkese sevgiler değil, aşklar diliyorum, heralde bu konuda itirazı olan olmayacaktır.


23.11.2009

Edward Cullen


Zannediyorum ki filmin en akılda kalıcı ve can alıcı noktası vampir bir erkeğin insan kıza koşulsuz, tutukulu, kör kütük yaşadığı aşkı. New Moon u izledikten sonra kitapları okumamın zorunlu olduğunu hissettim çünkü filmde Edward ın aşkına doyamadım. Şahsen Robert'a değil Edward'a hayran oldum, eğer gerçek hayatta beyaz pudra ve pembe ruj ile dolaşıyorsa, kararım üzerinde tekrar düşünebilirim.


Edward'dan bahsettik bari biraz da filmden bahsedelim. New Moon, Twilight serisinin ikinci kitabıdır dolayısı ile ikinci filmi. Film tek kelime ile muhteşemdi...  tarif edecek başka kelime bulamıyorum. Başyapıt değil tabi ki ama aşk arayan genç bir kız olarak çok ama çok etkileyici belki bir yandan da rahatsız edici. Herkesin hayali olan erkeğin kıza aşkının doyuruculuğu, bizde aşık olma ya da olunma isteği yaratıyor.
Filmi eleştirisel gözle izlemedim ,duyguya kapılıp gitmişim, o yüzden teknik ayrıntılar konusunda bir fikir veremeyeceğim. Üçüncü ya da dördüncü izleyişimden sonra bazı şeyler gözüme çarpmaya başlıyacaktır eğer olursa burda paylacağım. 
Konunun yavan olduğunu düşünenler olabilir. Belki sıradan bir konu olarak gözükebilir ama Stephenie Meyer çok güzel bir dil kullanarak anlatmış ki filme bu yansıyor. Yönetmeni de unutmamak lazım. Benim şahsi görüşüm filmleri başarılı yapan unsur %80 yönetmendir. Bu kitap istediği kadar güzel olsun yönetmende iş yoksa film kofti çıkabilir. Tekrar oyuncu seçimini yapan kişiyi de taktir etmeden geçemeyeceğim. 

Son olarak Edward Cullen'a sevgilerimi iletiyorum ve filmde en çok beğendiğim repliği paylaşmak istiyorum.

Edward : Sen uyumaya devam et, uyandığında burada olacağım.

Hepimize, Edward gibi aşıklar diliyorum...

21.11.2009

Golden Flower




Kasımpatı.

Çinlilerin geleneksel kasımpatı çayı vardır. Kurutulmuş kasımtapılar sıcak suyun içine atılır ve sıcaklığın etkisi ile bardağın içinde çiçekler açar. Çayın görüntüsü çok güzel ama tadı nasıldır fikrim yok.




Bu altın renkli çiçek, bir filme konu olmuş ne kadar film herkesin zevkine hitap etmiyor olsada. Filmin adı Course of the Golden Flower. Yönetmeni çok beğendiğim Hero filminin de yönetmeni olan Yimou Zing. İki film birbirine çok benziyor eğer Hero'yu beğenmediyseniz bu filmi beğenmeniz çok zor. Ben Hero filminin büyük bir hayranı olarak, yönetmenin diğer bir filmini de severek izledim.

Zing bize filmin başından sonuna kadar renk çümbüşü izletiyor. Çin Hükümdarının sarayında kullanılan renkler gerçekten göz alıcı. Filmde çoğunlukla görsel unsurlar üzerinde uğraşılmış bir. Güçlü bir seneraryo beklemeyin ama bu filmin boş olduğu anlamına gelmiyor. Büyük bir entrika izliyoruz ve ardı arkası kesilmiyor. Savaş sahneleri biraz daha az şiddet içerseydi, tamamen kadınlara hitap edebilecek bir film olabilirdi. Bol kanlı savaşlar, bazılarını iğrendirebilir ama bence rahatsız edecek kadar kötü değil.

Filmin konusu İmparatorun, Kraliçeyi zehirliyor olup, Kraliçenin bu olayı fark etmesi ve tuzak kurması ayrıca bu olay sebebi ile gizli kapaklı yaşanan herşeyin ortaya çıktığı ve herkesin birbirinin arkasından dolap çevirdiği bir  dönemi anlatıyor. Tam pembe dizi tadında :)

Ben filmi sanırım 4. kez izledim. İzlenmesi gerekli mi? Bilemiyorum, dediğim gibi herkese hitap edebilecek bir film değil ama yine de izleyin sıkılırsanız kapatırsınız.

19.11.2009

2012


Maya takvimine göre, dünyanın sonu olan gün 21.12.2012.
Film 2012 ise bilimkurgu olmaya çalışan fakat basit "american ending" ler ile süslenen, bol bol yıkım ve deprem sahnelerinin olduğu, ikinci yarıda seyirciyi filmden koparmayı başaran ve seyirciye, biz sadece görsel efekt kullanıp, öpüşme sahnelerini aralara sıkıştırıp, bir de sizlere çaktırmadan bayrağımızı gösteririz diyor.
Görsel efekt izlemek isterseniz gidin, salak amerikan sonlarına katlanabilecekseniz de gidebilirsiniz ayrıca yine ilk gözlüklünün öldüğü ve baş karakterin kesinlikle ölmediği klasik bir filme dayanabilecekseniz de gidebilirsiniz.
Bu senaryolar artık çok sıkmadı mı? Neden hala yapılıyor? çünkü reklamlara, fragmana yani pazarlamalara kanıp gitmeye devam ettiğimiz için.
Aklımda kalmasın diye izleyecekseniz ne kadar sevmiyor olsam da korsan alıp evinizde izleyin derim. Teşfik etmek istemezdim ama bu filme ancak onu layık görüyorum.

Anlattığım bütün saçmalamalar ikinci yarıda başlıyor. Birici yarısı daha güzeldi buna şüphe yok ama devamı o kadar bezdiriyor ki birinci bölümü unutuyorsunuz.
Bence sinemada gitmeye değmez yine de siz bilirsiniz.

17.11.2009

Twilight


Alacakaranlık Efsanesi


Serinin ilk filimini bir kaç gün önce izleme fırsatı buldum. İkinci film Yeni Ay'da bu cuma vizyona girecek. Artık onu da sinemada izlerim.
Birinci filmden yani Alacakaranlık'tan -serinin adını taşıyan, ilk kitap-
bahsedelim biraz. Film güzeldi evet, oldukça etkileyici. Vampir ve insanın aşkını temel alan konusu tutku içerse de, çok dolu olduğunu söyleyemeyeceğim.
Kitabın hayranları hemen sinirlenmesinler çünkü kitabı okumadım ve yorumum film üzerine. Eminim kitap, filmden kat be kat güzeldir. Kitap uyarlaması olan filmlerde, kitabın yarısını anlatmazlar. Ben çok hayal kırıklığı yaşadım. Kitabına hayran olup filmin kof çıktığına şahit oldum.
Film dediğim gibi etkileyici ve sürekleyici, kesinlikle sıkılmadan izlenir. Filmin türüne fantastik, gençlik filmi diyebiliriz. Yetişkinler de izlesin ama gençlere -yani ortaokul, lise çağında olanları kast ediyorum- hitap ediyor. Zaten hayran kitlesinden çok rahatlıkla bu kanıya varabiliriz.
Konusunu anlatmak istemiyorum. Kitabını okuyup ya da filmi izleyip, konuyu kendinizin öğrenmesi daha güzel olur hem bu sizde, gizem çözmeye çalışmak gibi bir his uyandıracak. Film çok güzel ilerliyor, diyaloglar doyurucu ve anlaşılabilir. Mesela Harry Potter'ın bazı filmlerinde çoğu diyaloglardan birşey anlaşılmıyordu. Bu, kitabı okumayanlar için büyük dezavantaj oluyor çünkü konuyu bilmiyorlar ve kelimler, konu havalarda kalıyor. Alacakaranlıkta diyaloglar açık ve anlaşılabilir ama bunun böyle olmasının bir başka sebebi de; vampirleri Bram Stoker sağ olsun çok iyi tanıyoruz, yani onlara aşikarız. O yüzden filmdeki açıklamaların çoğu, izleyicinin zaten bildiği şeyler. Bu bilgi birikintisi doğal olarak izleyiciye kopukluk hissi yaşatmıyor. Baş roldeki, Bella ve Edward'ı canlandıran oyuncularda çok başarılılar. Sahtelik hissi yaratmadan işlerini alınlarının akı ile yapıyorlar. Tabi ki diğer oyuncularda iyi ama filmi götüren bu iki kahraman ve kesinlikle role, karaktere uymuş olmaları oyunculuklarına artı katıyor.
Kitapları biraz araştırdım. Serinin toplamda 4 kitabı yazılmış. Seri ne zaman bitecek ve kaç kitap sürecek bilmiyorum. Konunun nasıl ilerlediğine dair bir kaç yazı okudum, serinin güzel olduğu konusunda tatmin oldum. Kitapta güzel sonlar var ;)
Alacakaranlığı okumak istiyorum ama o kadar çok fantastik seri okuyorum ki, bir yenisi daha eklensin istemiyorum fakat ben kendimi biliyorum eninde sonunda başlarım ama ne zaman...

15.11.2009

OEDIPUS

Babası Kral Laios yaptığı bir suç yüzünden Tanrılar tarafından lanetlenir; Yeni doğan oğlu onu öldürecek ve oğlu karısı ile evlenecektir. Bunu duyan Laios, oğlunu öldürmelerini ister ve oğlu bir çiftçiye verilir. Çiftçi çocuğu öldürmekten vazgeçer ve uzun zamandır çocukları olmayan aile, Oedipus'u evlat edinirler.
Oedipus bir gün köprüde yaşlı bir adam ile karşılaşır. Yaşlı adam ile köprüden önce ge
çmek için tartışmaya girer. Olay Oedipus'un yaşlı adamı öldürmesi ile sonuçlanır.
Thebes'in (Yunanistan) girişinde duran Sfenks girenlere bir soru sorar, kimse yanıtlayamaz ve herkesi öldürür. Oedipus Thebes'in
girişine gelince Sfenks sorusunu ona da sorar. Soruya doğru cevap veren Oedipus, Kral ilan edilir. Thebes'in yeni ölen krallarının yerine geçen Oedipus birde kraliçe ile evlenir.
Uzun zaman sonra, evlendiği insanın annesi, köprü başında öldürdüğü yaşlı adamında babası olduğunu öğrenir. Bu gerçeği kaldıramayan Oedipus, gözlerini çıkarır ve der ki "Bu gözler bu güne kadar gerçeği göremedi, artık hiç görmeyecek."
Oedipus, kendi yaptıklarından çok pişmandır. Hayatının kehanette söylendiği gibi gerçekleşmesi onu, kendi iradesini ve düşüncelerini sorgulatırır. Bu zamana kadar yaptığı herşeyin aslında kendisinin yapmadığını, ilahi güçler tarafından lanetlenmiş babasının lanetini yaşadığını anlar. Hayatını kendisinin yön verdiğine inanarak yaşayan Oedipus bunun böyle olmadığını, hayatının ilahi güçler tarafından yönlendirildiğini farkına varır. Aslında gözlerini çıkarmasındaki büyük sebep de budur.

Sigmund Frued'un Oedipus Kompleksi olarak adlandırdığı bir teorisi vardır. Bu teori, 3 ila 7 yaş arasında olan erkek çocuğun annesine olan aşırı düşkünlüğünü anlatır. Annesini babasından dahi kıskanacak derecede bağlıdır. Erkeğin örnek kadın figürü olarak annesini görmesine sebep olan etken bu bağlılık, kıskançlıktan kaynaklıdır.


12.11.2009

Bad Romance

I want your love
You and me put on a bad romance

Şarkının ilk çalındığı, yani tanıtımı yapıldıpı yer, Alexander McQueen 2010 spring-summer defilesi. Sarkı, mankenlerin son turunda çalmış. Şarkının klibini kısa bir zaman sonra piyasaya çıkardılar. Klibini izleyin. Kız cidden yeni şeyler yapıyor. Yaptığı şeylerin güzelliği tartışılır tabi ki ama farkında olmalıyız ki Lady Gaga daha önce görmediğimiz ya da cesaret edemediğimiz şeyleri yapıyor. Onu bu konuda takdir ediyorum. Bence toplumdan kendini ayrı tutabilmek büyük bir meziyettir. Çünkü toplum insanı istese de istemese de içine doğru sürükler. Kendini bu akışa bırakmayıp da kendi isteklerini dilediğin gibi yapabilimek hem kendine güven hem de cesaret gerektirir.
Ben Lady Gaga yı sevin onu kucağınıza oturtun, nüfusunuza geçirin demiyorum :) ama farklı ve ilgiye değecek şeyler yaptığının farkında olunması gerektiğini düşünüyorum.

Dileyen klibi linkten izleyebilir...
Lady GaGa - Bad Romance

Much kisses all

11.11.2009

Domates Sos

Çok güzel ve bir o kadar kolay bir makarna sosu tarifi veriyorum. Makarna ile aranız iyiyse denemenizi tavsiye ederim. Tarifi kendim yarattım ama dediğim gibi çok basit birşey. Arabiata sosunun Dila uyarlaması :)

Öncelikle sosumuz domatesli olduğu için sosu tutabilecek bir makarna tercih etmemiz lazım. Tavsiyem kalem, burgu ve silidir şeklinde olanlardır.
Malzemeler:
Yarım paket makarna
1 konserve doğranmış domates
1 yemek kaşığı domates salçası

4 yemek kaşığı zeytinyağı
2 diş sarımsak
2 tatlı kaşığı nane ve ya kekik

1 tatlı kaşığı kırmızı pul biber
1 çay kaşığı toz şeker
tuz, karabiber

-Makarnayı tuzlu suda pişirin. Olduktan sonra süzgeçten geçirip, bir tarafta bekletin.

-Makarna olurken , ayır bir yerde, makarnayı ve sosu beraber alabilecek kadar büyük bir tencerede, zeytinyağı ile bütün olarak atığımız sarımsakları pişirin. Sarımsaklar pembeleşince tencerenin içinden çıkarın. 
-Yağın içine salçayı koyup 1 , 2 dk salçayı pişirin.

-Tencereye domatesleri atın. Domatesler hafif hafif fokurdarken bütün baharatları ekleyin.

-Tekrar fokurdamaya başlayınca makarnayı sosun içine atın. Kısık ateşte sos ile makarnayı 2 dk döndürün.

Bir kaç ipuçu
➝Makarnalar piştikten sonra sudan geçirmeyin, bütün tadı gidiyor. 

➝Eğer sos katı olduysa makarnanın suyundan bir iki kaşık su ekleyin.
➝Eğer makarnanız, sosu yapana kadar birbirine yapıştıysa, dert etmeyin sosa atınca acılacaktır.
Afiyet olsun...

Coco Chanel

Kendine ne kadar güveniyorsun? Şu an ki durumdan kurtulabilecek misin? Hayallerinin seni memnun edeceğinden emin misin? İsteklerinin gerçekleşmemesinin bir sebebi olabilir mi? Hayatın için doğru kararı verdiğine ve bunun seni doğru yolda ilerleteceğini mi düşünüyorsun.
Tekrar düşün...
Çoğu zaman olmasını istediğimiz şeyler veya olmak istediğimiz kişiler, bize fayda sağlamayabilir hatta bizim için hayırlı da olmayabilir. Gelecekte, kararlarının, seni nerelere götüreceğinden hiç mi hiç haberin yok. Olaylar çoğu zaman istemediğimiz yönde ilerler ama yolun nereye çıkacağını bilemeyiz. Karanlık bir çıkmaz sokağada gidebilir, yemyeşil bir bahçeyede.
Bir pavyonda şarkı söyleyen ve nasıl bir cevhere sahip olduğunun farkında bile olmayan Coco. O'nun hayali aktris olmak. Hayalini gerçekleştirme yolunda ilerliyor ama tabiri caizse kapılar yüzüne kapanıyor. Yön değiştirmesi için önüne fırsatlar geliyor ama bir türlü onun doğru yol olduğunu göremiyor. Hayat ona acı, hayal kırıklığı ve üzüntü getirdiği ve kendini çıkmazda hissettiği zaman, çok da gönüllü olmayarak, Coco'yu başarılı olacağı alana doğru sürüklüyor. Sürükleyici bir senaryoya sahip olması sizin dikkatinizi filme sabip tutmanıza destek olacaktır.
Filme yeteri kadar dikkatinizi verip izlerseniz, çıktığınızda kendinize olan güveninizin arttığını ve iradeli, yürekli olduğunuzu hissetmeniz normal olacaktır çünkü bu duyguların izinde ilerleyen ve başarıya ulaşan bir hayat izleyeceksiniz. Yönetmen çok iyi bir iş çıkarmış, duyguları yerli yerinde, güzel, güçlü ve dozunda vurgulamış. İzleyicinin Coco'nun ruh halini anlaması için elinden geleni ardına koymamış. Ulaştığı başarının ve ihtişamın yerinde gösterilmesi ve sıkmadan onun başarısını izlememizi sağlamış. Audrey Tautou'nun da emiğinin büyük olduğunu söylemek istiyorum.
Bu film markanın değil Gabrielle Chanel'in biyografisidir. Filmin moda dünyasında geçeceğini zannetmeyin ve filmi o bakış açısı ile izlemeyin. Sıradan, yetim, 20. yüzyılın başlarında yaşayan bir Fransız kadının hikayesi olarak izlemenizi tavsiye ederim. Bu sayede, geldiği noktanın ne kadar muazzam olduğunu anlayabilir ve onu hissedebilirsiniz.
Benim fikrim filmin sonunda bir iki damla dahi olsa gözyaşı dökmeniz gerekir. Bu filmin açıklı olduğu söylediğim anlamına gelmiyor. Yaşanan hüsranların ve acıların, yerine neler getirebileceğinin farkındalığını anlamanızdan ötürü duygu patlaması yaşabilirsiniz.
Filmeden, doymuş ve tatmin olmuş şekilde çıkacaksınız
.